Adresimiz değişti! Yeni sayfaya yönlendirileceksiniz. Yönlendirme başlamazsa lütfen şu adresi ziyaret edin!
http://yonetimnotlari.com

5 saniye içinde yeni adresimize yönlendirileceksiniz.


anlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Üretim Sistemleri (2)

Geçen yazıda üretim sistemlerini iki ana başlığa ayırmış ve seri üretimle proje bazında üretimin temel farklarına değinmiştik. Sonrasında ise birçok 3 harfli kısaltmadan oluşan üretim ve kalite sistem anlayışlarının neden hedeflerindeki sonuçlara ulaşmadığını, neden bizi daha rekabetçi dünya markaları haline getiremediğini sorgulamıştık.

İlk olarak şunu belirteyim ki, bir üretimci olarak Toplam kalite yönetimi, Toyota sistematikleri ya da değişik ad ve kısaltmalarla sunulan sistemlerin toptan anlamsız olduğu gibi çiğ bir iddiada elbette bulunamam ancak çok köklü nedenlere dayanan önemli bir noktada büyük bir hata yaptığımızı düşünüyorum.

Problem çözme tekniklerinden biri olan 5 kez neden diye sorma sistemini uygulayarak köke inmeye çalışalım. Üretim sistemlerini istenen verimlilikle uygulayamıyoruz, neden? Çünkü üretim ve kalite sistemleri adları altında bir sürü anlamsız iş yapıyoruz, neden? Çünkü biz araçlarla amaçları karıştırmış durumdayız ve esas “anlam”ı sorgulamıyoruz, neden? Çünkü hem kültürel yapımız hem de eğitim sistemimiz bizden daha iyi düşünen büyüklerin dediklerini yapmak ve kafa yormamak üzerine kurulu, neden? Bunun cevabı çok derin işte, ve yazının konusunun çok dışında. O yüzden burada duralım ve sonuçlara bakalım;

Neden sorusu...




Simon Sinek diyor ki: Mükemmel liderlerin farkı doğru soruyu en başta sormalarıdır.

• Neredeyse hemen herkes NE yaptığını çok iyi bilir.

• Bazıları NASIL yaptığını da bilir.

• Ancak çok az kişi, bir şeyi NEDEN yaptığını bilir.

Simon Sineğin harika TED konuşmasına buradan ulaşabilirsiniz...

Talimatlar, prosedürler (2)



Bir önceki yazıda işletmecilik açısından standartlaşma ve yığın üretim ilkelerinin 1800'lü yıllarda Amerika'da doğup sonra Taylor ve Ford ile nasıl son haline geldiğinden başladık, standart iş tanımlarının ve standartlık ile ilgili eski düşünme tarzının yenilikçilik ile nasıl çeliştiğine kadar geldik.

Konudan konuya atlamamak ve biraz toparlamak için şu tespiti yapmak yerinde olur;

İşgücünü, seri üretimde kullanılan ve ağırlıklı kol gücü ile çalışan işçi kesim ve giderek daha da önem kazanan ve artan şekilde üzerinde yenilikçilik ve farklılaşma baskısı kurulan bilgi işçileri olarak ikiye ayırmamız lazım. Çünkü biri için söylediğimiz diğeri için taban tabana zıt.

Birinci kısım sürekli ucuz işçilik olan bölgelere kaydırılıyor ve aklı başında her ülke yöneticisi görmeli ki, ucuz işçilik arzı ile sürdürülebilir bir gelişme sağlanması imkansız. Bu tip işgörenlerden işletmelerin beklentisi minimum maliyetle standart ve sürekli iş. Ve artık eski kafa kaldı dediğimiz, kesin sınırlarla belirlenmiş standart iş tanımları bu kesim için hala geçerli ve gerekli.

Dedik ya ucuz işçilik arzı ile sürdürülebilir bir gelişme sağlanması imkansız diye. Bu konuda Türkiye için söylenebilecek çok söz var aslında ama konu dışına çıkmamak için başka yazıya bırakacağım.

Talimatlar, prosedürler...(1)


Standartlaştırma...

Mecburen içinde olduğum ama bilinçaltımda beni bir şekilde rahatsız eden bir kavram bu. Eğer bir vesile ile seri üretim yapan bir yerde çalıştıysanız mutlaka bunun etkileri ve yan etkileri ile ilgilenmişsiniz demektir.

Önce işin tarihine biraz bakalım. 2. dünya savaşında büyük bir kıyım ve yıkım yaşandı malum. O zamanki dünyanın şartları 2 ana dinamik üzerine kurulmuştu. Geride kalanların çok yüksek mal ve hizmet talepleri ve yığınla ve seri olarak üretim yapabilecek hale gelmiş sanayi devrimi sonrası iş kolları. Ancak nitelikli işgücü yok denecek kadar azdı. Eğitim seviyesi düşük, ortalamanın altında niteliği olan yığınla insanı bir araya getirmek ve seri üretim şartlarında çalıştırmak günümüz şartlarına kıyasla deveye hendek atlatmak gibiydi.

Sonra verimlilik kavramına bir mühendislik bakış açısın getiren bir adam Frederick Winslow Taylor ortaya çıktı. Aslında çoktandır ortadaydı. 1800'lü yıllarda Amerika'da "Sistematik yönetim hareketi" akımı vardı ve Taylor bu akımı alıp geliştiren en önemli isim oldu. Hiç sevmediğim "-izm" furyasına Taylorizm ile de bir katkı yaptı. Taylorizme göre; üretimi düzenlenmenin en önemli yanı, işin hazırlanmasıydı; el-kol-beden hareketlerinde sistemli bir tasarruf sağlanmalı, böylece en uygun tek yol bulunmalıydr; makineden en yüksek ölçüde yararlanılmalıydı. Buraya kadar yenilikçi, tutarlı ve harika fikirler. Ancak problem çalışana bakış açısı ve yönetim anlayışında düğümleniyor. Taylor düşünce sisteminde de sonrasında Fordizm olarak anılacak bunun biraz daha gelişmiş halinde de işçilerin doğuştan “aptal” olduklarına inanılır. Onlara göre, işçiler, yaptıkları işleri bilimsel bir biçimde geliştirerek en iyi yapılış biçimini bulmak için yeterli zekaya sahip değillerdir. Bununla birlikte işçilerin doğal içgüdüleri ve eğilimleri, işi kolaydan alma ve kaytarma yönündedir ki, çalışıyor görünüp dalga geçerler. Bu nedenle işçiler pasifize edilmeli ve makinelerin basit bir uzantısı durumuna indirgenmelidir.

Blogger Tips And Tricks|Latest Tips For Bloggers Free Backlinks